Zaman Makinesi

2 dakika

okuma süresi

zaman makinesi h g wells

Kaynak niteliğindeki kitaplarda ilk esere ulaşmak önemli hatta onu kendi dilinde okumak daha da muhteşem. Tabi bu bir kurgu hikaye değilse. Çünkü bu eser “zamanda yolculuk” teması üzerine yazılmış ilk deneme niteliğinde bir eser. İlk deneme eserlerden yabancı kaynaklı bir eser okumamıştım. Zaman Makinesi benim için bu anlamda bir ilk oldu. Ancak onu biraz sıkıcı bulmuş olabilirim.

Şöyle ki: Şu ana kadar gördüğüm zamanda yolculuk temalı yapımlarda filmin içinde olsun ya da senaristin denediği en fazla uzaklık olsun genelde çok fazla uzağa gidilmez, riske girilmezdi. Örneğin M.Ö. 10,000 veya Time Trap, Tomorrowland; biraz daha yerli yapımlardan Arif V 216, Arog gibi yapımları düşünün. Bunların hepsinde insanoğlu hayal edebileceği ve filmin bütçesinin kurtardığı kadar uzağa gidebilmiş. İzleyenler için de bambaşka bir alemde değiller. Ancak “Zaman Makinesi”ne baktığımızda yazar 802.701 yılına kadar gidiyor. Belki bu sayının yazar için bir anlamı vardır, bilinmez. Benim için gereksiz bir uzaklık olsa da, yazar için belki de karşısında aldığı bir meydan okumadır; hayal gücünün sınırlarını göstermek için bir düellodur. Nitekim hikayenin giriş kısmında da aslında bu mizaçta davranışlar sergilemiyor değil zaman yolcusu.

Öte yandan zamanın bu kadar ileriye atılmış olması yazarın kendini garantiye alma biçimi olabilir. Sonuçta bu yazıyı okuyan hiç kimse 802.701 yılını belki de hiçbir zaman göremeyecek. Altını çizdiğim yer ile ben de kendimi garantiye alayım. Örnek olması açısından 1984, 1991 ve 2003 yıllarında çekilmiş Terminatör filmlerinde insansı robotlar 2029 ve 2032 yılından insanlar ve robotlar arasındaki savaşın devam ettiği bir andan geliyorlar. An itibari ile 2029’a üç yıl kaldı ve her ne kadar ülkeler nükleer oyuncaklarıyla birbirini tehdit etse de korkunç robotların insanlara karşı bir savaşta yer alacağı öngörülmüyor. Günümüzdeki insansı robotlar da şu ana kadar gayet şirin görünüyorlar. 2035 yılında geçen Ben, Robot filmindeki şirin robotları bir kenara bırakabiliriz.

Konuyu fazla dağıtmadan kitabın yazıldığı döneme gelelim. Victoria dönemi… Büyük Britanya’nın küresel bir süpergüce dönüştüğü bu dönem aslında yazarın 802.701 yılından izler taşıyor. Victoria dönemindeki sınıf farklılıklarını iki “tür”e indirgeyerek yazar, bayağı bir anlatım üzerinden örnekleme yapmış gibi. Fakir ve işçi sınıfını yer altına hapsederek karanlığa gömmüş; zengin ve soylu kesimi en üstte hayaller dünyasında yaşadığını resmetmiş. Tüm bunlar olurken aralara serpiştirilen betimlemeler yine aynı sınıf farklılıklarını ve yaşam şartlarını gözler önüne seriyor. Beyaz ve parlak tenleriyle gününü gün eden Eloiler, mücadele etmekten evrim geçirmiş ve gün ışığına karşı duyarlı hale gelmiş Morloklar…

Tüm bu anlattıklarımın yanında yazar; kaos, boşvermişlik ve bağlanma duygularını okuyucuya hissetirecek şekilde işleyebilmiş. Bunu yaparken yer yer durağan ve yer yer aksiyon öğelerini de dahil edip inişli çıkışlı bir duygu atmosferini de es geçmemiş.

O dönemde yazılmış ve okuyucuya her köşesini eksiksiz bir şekilde betimleyebilmiş bu yapım yine de iyi bir notu hak ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir