Sosyal Medya Kontrolünde Zincirleri Eline Almak

4 dakika

okuma süresi

Günlük yazma konuları
Sosyal medyayı nasıl kullanıyorsunuz?

Telefonla zaten “bağımlı” sayılacak bir ilişkim yoktu. Hatta çoğu zaman aramalara bile geç dönerim. Kullanmadığım zamanlarda Wi-Fi kapalı durur. Yani mesele sürekli telefonda olmak değildi. Asıl problem, elime aldığım anda başlıyordu. Bir şeye bakmak için açıyorum, sonra kendimi başka bir şeyde buluyorum. Oradan bir başkasına geçiyorum. Özellikle YouTube bu konuda en büyük zaman yutucuydu. İzlediğim videolar kötü değildi, aksine çoğu faydalıydı. Bir şeyler öğretiyordu. Ama mesele o değildi. O an ihtiyacım olmayan bilgileri, sadece izleyebildiğim için tüketiyordum.

Bunun farkındaydım. Ama yine de o akışın içinde kalmak hoşuma gidiyordu. İnsanı yormayan, düşünmeye zorlamayan, “boş ama rahatlatıcı” bir hali vardı. En azından ben öyle sanıyordum. Bir ara çözümü cihaz değiştirmekte aradım. Daha küçük ekranlı, dikkat dağıtmayacak telefonlara baktım. Farklı markalarda güzel seçenekler vardı ama Türkiye’de ya yoktu ya da IMEI gibi problemlerle uğraşmak gerekiyordu. Bu araştırmanın nedeninin biraz da kurcalama merakından kaynaklandığını bildiğimden ve gereksiz harcama yapmak istemediğimden bundan vazgeçtim.

Telefona root atmak hep merak ettiğim bir şeydi. Yapay zekanın yardımıyla, forum gönderilerinde boğulmadan adım adım PixelOS kurdum. Bu, kontrol hissini bir miktar geri verdi. Ama asıl değişiklik yazılımdan değil, yaptığım tercihlerdendi. İlk işim YouTube’u silmek oldu. Zaten diğer uygulamaların çoğu tabletteydi. Telefon iyice sadeleşti. Twitter hesabımı indirip tamamen sildim. Dondurmadım. Kalıcı olarak kapattım. Evet, bu benim için hiç vereceğimi düşündüğüm bir karar değildi. Öyle ki Twitter’ın ilk zamanlarında açmış olduğum hesap olması dolayısıyla bir mazisi vardı. Ama artık bunların pek bir önemi olmadığını düşünüyorum. Facebook ilk açtığım sosyal medya hesabımdı. Sonraları ne var ne yok her yerde hesap açmıştım ama onları kısa sürede kapattım. Şu an aktif kullandıklarımdan Twitter’ı kapatmanın da çok rahatlatıcı bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Gündemi takip edeyim derken kendimi karamsar gönderilerin içinde ve karşılıklı tartışmaların ortasında bulmak hiç hoş değildi. Twitter da artık gönderilere para vermeye başladıktan sonra çoğu şeyin hikayeden yazıldığını anlıyorsun. İşin tadı kaçmıştı. Instagram’ı da dondurdum. Sadece fotoğraf paylaşacağım zamanlarda buzunu çözüp geri dondurmayı düşünüyorum. Peki haberleri nasıl takip edecektim o zaman? Twitter yok, Instagram yok… Haber aggregatorlerinden (toplayıcıları) en popülerlerinden birkaç tanesini denedim. Bundle bunların arasında iyi göründü gözüme. Clickbait raporlama da vardı. Tabletime ve telefonuma yükledim. Bunun bir artısı da sadece günde bir kere oynanabilen oyunlara sahip olmasıydı. Bu da sizi sürekli başında tutmuyor 5 dakikalık bir mola vermenize olanak sağlıyordu. Bu fikir hoşuma gittiğinden GeoGuessr hesabıma da bir göz attım. Her gün bir de buraya bakıyorum. Çoğu zaman bilgisayardan, çoğu zaman tabletten, bazen de telefondan.

Tableti tamamen bırakmadım. Ona da zaten ihtiyacım olduğunda günde 15–20 dakika civarında bakıyorum. Bazen tableti hiç açmadığım günler oluyor. İlginç olan şu ki blogdaki kitap okuma maceramdan dolayı olduğunu düşünüyorum, tableti elime alacakken kendimi kitap okurken buluyorum. Bu özellikle kurguladığım bir tasarıdan kaynaklanıyor aslında. Okuduğum bir kitap hep elimin altında duruyor. Tableti de genelde kitabın yanına koyuyorum. Böylece seçim anında zihnim daha kolay olanı değil, daha anlamlı olanı seçmeye başlıyor. Bu küçük düzenleme düşündüğümden daha etkili oldu.

Tabii işin bir de görünmeyen tarafı var. Bunları yapsanız bile ilk başta içinizden bir ses sizi tekrar telefona ya da tablete yönlendiriyor. O “bir bak” hissi var ya, asıl mesele o. Birkaç gün direnmek gerekiyor. Çok uzun değil, ama bilinçli bir direnç şart. Bu bazı kişilerde FOMO (Fear of Missing Out), bir şeyleri kaçırma korkusu olarak da belirebilir.

Sonra ilginç bir şey oluyor. O his kayboluyor.

Gerçekten kayboluyor.

Bunu en iyi şu örneklerle anlatabilirim: Çayı şekersiz içmeye alıştıktan sonra şekerli çay ağır gelir. Kola, gazoz gibi içecekleri bıraktıktan sonra canın çekmez. Ekmek yemeyi bıraktığında sadece kokusu hoş gelir ama ihtiyaç duymazsın. Bu da aynı mekanizma.

Başta “eksiklik” gibi gelebilir, sonra normalin o olduğunu fark ediyorsun.

Bu süreçte şunu net gördüm: İşin yarısından fazlası irade. Geri kalanı ise kurduğun sistem. Ortamı doğru ayarlarsan, irade sürekli savaşmak zorunda kalmıyor. Ama ilk kapıyı açan şey yine irade. Benim yaptığım şey çok radikal değil. Sadece dikkatimi neyin çaldığını fark edip, o kanalları kapattım. Geri kalanında da kendimi tamamen serbest bırakmadım. Biraz yönlendirdim. Sonuç olarak sosyal medyayı ya da video izlemeyi hayatımdan çıkarmadım. Ama artık ne zaman ve neden kullandığımı biliyorum. Bu da yeterli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir