Granfondo Başkent 2026’ya Katıldım

3 dakika

okuma süresi

Bu sene Mayıs’ta İlkadım Granfondoya katılmıştım karddeşimle. Elimizde bir şehir bisikleti ve dağ bisikleti vardı. Parkur düzdü ama rüzgarla birlikte oldukça zorladı. Tadı damağımızda kaldı yarışın. Konya’daki granfondoya yetişemedik ama birer tane 2. El yol/yarış bisikleti satın aldık. Benim tercihim btwin triban 500 oldu. Kardeşim Bianchi SLR 500 aldı. Biraz bakımlarını yaptık ettik derken Ankara’daki yarışa hazırladık. Kendimiz de ufak tefek hazırlıklar yaptık.
Malum Ankara’nın yolu yokuştur. Bu biraz gözümüzü korkutmuştu başta. Buna kadar düşüneceğim başka ayrıntılar da vardı. Yarıştan bir gün önce AÖF yaz okulu sınavı olduğunu konaklama yeri ayarlarken fark ettim. Ona göre bir plan yaptık. Sınava girdim. Samsun’a doğru yola koyuldum. Samsun’da bisikleti arkaya yükledim, özel baskı ile sipariş ettiğim bisiklet formamı alıp yola çıktım. Akşam 10 gibi Ankara’ya vardım. Sabah 5.20’de kalktık. EXPO alanına doğru yola koyulduk. Bisikletleri indirip kontrollerini yaptık. Ben yeni aldığım formamı arabada giydim. Yol bilgisayarı olarak kullandığım telefonu bisiklete taktım. Çiplerimizi almaya gittik. Seçim yaparken XL istemiştim ama ellerinde kalmamış o zaman L olsun dedim ve o torbayı aldım. Zaten iyice kilo verdik (: Birkaç tur attık Bilkent AVM etrafında. Yalnızca şöyle bir sorun vardı: Kahvaltı yapmamıştık. Tur attıktan sonra arabaya geçip son hazırlıkları yaparken kit içinden çıkan ufak içecekleri içelim dedik. Karışımın adı aklımda değil ama şekerli ve meyveli bir içecekti.

Yarış çok iyi başladı. Samsundan farklı olarak uzun bir süre kalabalığın ilk sırasını görebiliyordum. Yokuşlar başlayınca biraz gerilerde kaldım tabi ki. Ama özellikle kuru havanın verdiği ilk defa karşılaştığım bir etkiyle karşılaştım. Yaşadığım yer nemli ve deniz kenarında bir şehir. Hızlı bisiklet sürerken burundan aldığım nefes yetmeyince ağzımdan rahatça alabiliyordum. Bunu Ankara’da yapınca neye uğradığımı şaşırdım. Resmen nefes aldıkça ciğerlerim kuruyordu. Yavaş yavaş nefes almayı denedim. Böyle bir süre alıştıktan sonra sorun kalmadı ama kesinlikle nemle ilgili bir sorun vardı.

Parkurda sadece bir tane istasyon vardı. Onu da bir tepenin başına koymuşlar. Sadece o tepede bisikletten inmek zorunda kaldım. Yapmak istemediğim bir şeydi ama nabzım 190’ı geçince riske atmak istemedim.

Ekranımda süre 1 saat 54 dakikayı gösterirken yanımızda 2 tane otobüs belirdi. Sol şeritten devam eden arkadaş otobüse yol verdi ve önümüz kesildi. Haliyle durmak zorunda kaldık. Otobüse yol veren arkadaş ilerleyecekti ama biz durunca arkamızda onun eşi duramadı ve düşmeye yakın ayağını pedaldan çıkarabildi. Öndeki beyefendi sorumlularla ufak bir sürtüşme yaşadı. Çipimiz kesmek için yolumuzu kesmişler. Kesilse de devam edebiliyormuşuz. Devam ettik.

Samsun’daki kadar geride kalmadım. Keyifliydi. Kardeşimin anlattığına göre bizim de arkamızda olan kalabalığın da önü kesilince parkuru parça parça trafiğe açmaya başlamışlar. O trafikte kalmadı ama arkasındakilerin trafikle birlikte devam ettiğini Youtube videolarından görmüş olduk.

Bitişte çipi olmasa dahi finisher madalyası almış birine sordum. Ben de madalyamı almaya gittim. Gençler verecekti ama benim de dürüstlüğüm tuttu. “Çipimi yarışta kestiler ama alabiliyor muyduk?” diye sordum. Yandaki görevli çipini burada kestiklerimize veriyoruz dedi. Çipsiz gelip finisher alanları örnek gösterdim. Otobüsle dönmediğimi bisikletle finish noktasından geçtiğimi ve bu yarış için Samsun’dan geldiğimi belirttim ve bana bir inisiyatif gösterebileceklerini söyledi. Benden sonra fazlasıyla yarışı bitirenler daha vardı. Onlarla da benzer tartışmalar yaşanınca görevli olan kişi gençlere finisher madalyalarını verip bitiş çizgisine doğru gönderdi. Bitirenin boynuna taktılar. Muhtemelen otobüs bize geldiğinde cut-off zamanıydı ama saatime göre 6 dakika daha vardı. Sonraki cut-off’a gelene kadar arayı açabilirdik. Şöyle ki çipini kestirmeden devam edenler de olmuş.

Garip uygulamaların olduğu bir organizasyondu ama fotoğraf hizmeti harikaydı. Yine yarış bisikleti olmayanları pek çekmemişler. Muhtemelen Samsun’daki organizasyonda o yüzden fotoğraflarımız yoktu.

Otelimize geri dönüp duşumuzu aldık ve yola koyulduk. Geriye şu fotoğraflar kaldı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir