Gurebâhâne-i Laklakan

4 dakika

okuma süresi

Gurebâhâne-i Laklakan Leylekler Evi Ahmet Haşim

Recaizade Mahmut Ekrem’den sonra Ahmet Haşim’i de hatrıma getirdi Kitapyurdu sitesinde yaptığım gezinti.

Bir gün gelen epostalardan birinden kitapyurdu puanlarımdan yıl içinde süresi dolanların silineceği bilgisini aldım. Siteye girip baktığımda 3300 puanımın biriktiğini gördüm. 2000 puana birçok cep boy kitap vardı. Bazıları tam metin bazıları değildi. Tam metin olmayanları baştan eledim. Kalan seçenekler arasında gezinirken Ahmet Haşim’in bu kitabını gördüm. Piyale, Bize göre… Aruzu hece ölçüsüne tercih eden şair… Düz yazıları da var. Fecri Ati’nin öncüsü… En çok aklımda kalan sözü ise “Sanat şahsi ve muhteremdir.”. Hemen attım sepete. Kalan puanlarım da bir ayraç ve üç tane mıktanıslı süse yetti. Mıknatıslı süs üstünde okuduğunuz kitapları yazabileceğiniz bir liste var.

Kitabın cep boy olması tasarımı gereği onu her yere kolayca götürmemi kolaylaştırdı. Cebime bile atabiliyordum. Dolayısıyla kısa sürede okumayı bitirdim. Dili akıcı ve üslubu düşündürücüydü. Öyle ki, yazarın yazdığı denemelerin çoğunda gerçek mi yoksa ironik bir dil mi kullandığını pek ayırt edemedim. Sonradan fark ettim ki okuduğum bu kitabın türü birçok yerde “fıkra/deneme” olarak geçiyordu. Buna okuyacağım kitabı seçerken pek bakmam. Hem kitabın heyecanını kaçırır hem de önyargı oluşturabilir. Şöyle ki; yazarın dilini ayırt edemeyişim de kitaba bağlanmamı sağlayan nedenlerden biri oldu.

Kitaptaki bölümleri okurken bazen düşündüm. Yazar bu denemeleri/fıkraları bir sabah kalktığında “Acaba bugün keyfim nasıl yerine gelse? İyisi mi bir deneme yazayım.” diye düşünüp mü yazmış? Çünkü, yazdığı birçok metin bazen bir yazar hakkında görüş bildirme, bazen birini eleştirme bazense bir şeyi eleştirme üzerine yazılmış. Bunları da bir gazetede yayınlanması için yazdığını düşününce bu yazıların çıkış kaynaklarını tahmin etmek kolaylaşıyor. Ama kim bilir… O dönemde işler belki de farklı yürüyordu?

Kitaba adını veren Gurebâhâne-i Laklakan bölümündeki bu kavram Osmanlı’da sakat veya göçmen kuşların bakım ve tedavisini üstlenen dünyanın ilk hayvan hastanelerinden biridir. Ancak yazar bu bölümde Bursa’da sanat meraklısı birinin davetiyle ettiği sohbette insanın ve kendi varoluşsal konumunu sorguluyor. Bu sorgulama tarzında psikolojik durumları irdeleyen bölümle ve/veya kitaplar ilgimi çekmese de hikayenin Bursa’da geçmesi ve tarihi dokularından bahsedilmesi beni biraz da olsa tutmayı başardı.

Bölümleri tek tek yazmayacağım ama hatrımda kalan ve beni çok etkileyen ve en çok altını çizdiğim bölümlerden biri Müslüman Saati‘ydi. Alaturka saatin böldüğü günü bir zaman dilimi olarak ele almış ve bu zaman diliminin nasıl değiştiğini nelere maruz kaldığını tek tek kısa bir metinde muhteşem kelime seçimleriyle anlatmayı başarmış. Alaturka saatin varlığından ilk defa Araba Sevdası adlı kitabı okurken haberdar olmuştum. Merak da edip araştırmıştım. Bu saat Osmanlı zamanında kullanılmış ve yılın hangi mevsimi olduğundan bağımsız günün her saatinin aynı aydınlık zamana denk geldiği bir saatmiş. Güneşin batışını günün başlangıcı (gece) yani 12.00 (18.00) kabul eden, namaz vakitlerine göre düzenlenen geleneksel saat sistemi olarak geçiyor. Sanırım o dönemde bu saate göre “gece yarısı” denildiğinde günümüzdeki öğleden sonra 12 anlaşılıyordu. Bu hesapları yapmak şimdilik zor, araştırmak gerek. Ama yazarın bu bölümde üzerinde durduğu konu ve kelime seçimleri çok hoşuma gitti. Alaturka zamanın Batı saatinin (alafranga) zorbalığıyla nasıl yok edildiğini anlatıyor. Bahsettiği bu zaman algısı üzerinden medeniyetler arası çatışmayı, kültürel yozlaşmayı hüzünlü bir dille dile getiriyor. Saati yalnızca bir araç değil yaşam biçimi olarak betimliyor.

Safiyeden dönenler’de zengin ve fakirin karşılıklı üstünlüklerinden bahsederken Harabe’de günümüzdekine benzer şekilde eskiye duyulan özlemi o dönemin şartları ve diliyle enfes şekilde anlatmış. Krippel’in Eseri’nde heykeltraşın eserlerinden bahsederken Samsun’daki heykel dahil birçok eserini kendi bakış açısıyla eleştirmiş ve benim de bu heykellere tekrar yanlarına gittiğimde derin düşüncelere dalarak bakmamı sağlayacak bazı anlarını yazmış. Örtülü Kadın ve Erkek adlı denemesinde tesettüre bambaşka bir açıdan bakarak mizahi bir yönden yaklaşmış. Okuduğumda fazlasıyla ciddiymiş gibi bir izlenime kapılsam da yazar, okuyucunun, bu metnin ters köşe bir metin olduğunu anlaması için kalemini fazlaca uçlara vurmuş.

Kitap boyunca yazar Batı taklitçiliğine, yapmacık moderniteye ve kültürel köksüzleşmeye yönelik hiciv dolu satırlarını her bölümde bir gurbet, bir yakarış ve kalabalık içinde yalnız bir insan temasıyla resmetmiş.

Kır denemesinde köy yaşamını eleştirirken Güvercin’de mimari hakkındaki günümüzde de pek yabancı olmadığımız konulardan şikayetini dile getirmiş.

Şöyle ki; okuduğum bu denemelerin çoğunda kendimden/hayatımdan anlar, pencereler buldum. Her denemesi, bir kenarda alıp tekrar okunabilecek türden, insanı düşündüren, derinlere yolcu eden kelimelerle süslenmiş.

Yeni saat, Müslüman akşamının hüzünlü ve gösterişli dakikasını dağıttığı gibi, yirmi dört saatlik yabancı “gün”ün getirdiği geçim şekli de bizi fecir aleminden uzak bıraktı… Fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık. Şimdi Müslüman evindeki saat, başka bir alemin vakitlerini gösterir gibi…

Ahmet Haşim

4 yanıt

  1. Hızlı Yazar avatarı

    Yazıyı okumadan, yorum bölümüne indim. Şimdi yazdıklarım yazıyı okumadan önceki düşüncelerim.

    Kitabın adını muhtemelen daha önce duymuşumdur ama şuan hatırlayamadım. Kitabın ismi bana İhsan Oktay Anar kitaplarını hatırlattı. Böyle tumturaklı isimler genelde Anar’ın tercihi olur.

    İlk izlenimimi belirttiğime göre şimdi yazıyı okuyup yorum yapabilirim.

    1. Furkan Özden avatarı

      Bahsettiğiniz yazar da ilgimi çekti. Felsefe alanıyla ilgili çok kitabı var gibi bu kısım pek benlik değil ama Anadolu tarihi ile harmanlanmış olanlara bakabilirim elimdekiler bitince…

  2. Hızlı Yazar avatarı

    Yazını okuyana kadar Gurebâhâne-i Laklakan isminin bu kadar naif ve derin bir hikayesi olduğundan habersizdim. (Bknz: Bir önceki yorum) Ahmet Haşim’i sadece okul kitaplarındaki o ağır şair kimliğiyle tanıyan biri olarak, senin bu cep boy yolculuğun benim için de bakış açısı değiştiren bir keşif oldu.

    Özellikle Müslüman Saati hakkındaki o tespitin beni çok düşündürdü: Zamanı sadece yetişilmesi gereken bir rakamlar bütünü olarak değil, bir yaşam biçimi olarak ele almak..

    Bugünün dijital hızı içinde neden sürekli bir yerlere geç kalmış gibi hissettiğimizin cevabı belki de o kaybettiğimiz fecir vaktinde saklıdır.

    Yazın sayesinde, Samsun’daki o heykelin önünden geçerken artık sadece bir taş yığınına değil, Ahmet Haşim’in o eleştirel gözlüğüyle bir dönemin ruhuna bakacağım.

    Kitap okumayı, bir web sitesindeki puanların takibi gibi gündelik bir olaydan alıp, Bursa’nın tarihi dokusuna ve varoluşsal sorgulamalara bağlaman metni çok samimi kılmış.

    Kalemine sağlık, bu inceleme sayesinde kitap listeme hem Haşim’i hem de o eski saat algısını ekledim.

    1. Furkan Özden avatarı

      Evet ben de ilerleye günlerde Ahmet Haşim’de bir eser daha okuyabilirim. Tarzını sevdim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir