Çanakkale savaşlarının kara ve deniz dışında az bilinen bir cephesi daha vardı. Hava cephesi.
Gelibolu hava bölgesinde uçan bu şahin, şimdi Berlin’de sonsuz uykusunu uyuyor. Yerindeyse şimdi Türk Şahinleri var.
Hans Joachim Buddecke, Ağustos 1890’da doğmuş ve “aklı havada” olan bir asker. Hayali olan uçak fabrikasını kurmak üzere iken savaşın başlamasıyla anavatanına dönmek zorunda kalıyor. Türk cephelerinde savaşmadan önce Batı Cephesi’nde üstün başarılar sergiliyor. On üç resmî zaferi olan Buddecke, Türkler tarafından “Şahin” lakabıyla anılıyor.
Kitap ilk basımında “El-Şahin” ismiyle yayınlanıyor. Pilot, anılarını İzmirde iken kaleme almış. Babası, o öldükten sonra yayınlatmış. Buddecke’den haberim yakında okuduğum bir kitap olan Osmanlı Hava Gücü adlı kitap sayesinde oldu. Kitapta Osmanlı Ordusunda görev yapmış pilotların ismi sıralanırken Buddecke için ayrıntılı bir anlatım yapılmış, aldığı madalyalardan ve kazandığı zaferlerden söz edilmişti. Merak edip araştırdığımda anılarının Türkçeye çevrildiğini gördüm. Satışı olmamasına üzülmüşken ikinci el ürünler satan bir uygulamada bulmanın vermiş olduğu mutlulukla onu sipariş ettim.
Kitabın bazı sayfalarını tekrar tekrar okudum. Resimlerin bulunduğu sayfalarda uzunca bir süre bakakaldım. “Bodege”nin savaş öncesi hikayesi ne kadar heyecan verici ise savaş zamanı anıları da o derece etkileyiciydi.
Savaşın hüzün dolu atmosferi yerde ne kadar derinse havada da oldukça heyecanlıydı. Buddecke de kullandığı tekniklerle kazandığı zaferlerle bunu iliklerine kadar yaşamış.
Anlatırken kullandığı dilin samimiyeti Buddecke’i yakınımda hissettirdi kitabı okurken. O yüzden kitap bitince de biraz hüzünlenmedim değil.
Türkiye topraklarına geldiğinde Uzunköprü’den Çanakkale’ye giderken Türkler hakkındaki görüşleri, incelemeleri oldukça değerli. Ülkemizin girdiği savaşları kitaplarda, derslerde okuyoruz; belki belgesellerde izliyoruz. Ama bambaşka bir ülkeden bir askerin gözünden yolların kıvrımlarına evlerin su oluklarına kadar bahsedilen detayları görmek bambaşka bir duygu.
Görevi için geldiği havaalanına diğer noktalar gibi daha yeni yeni yapılandığını görmesi Buddecke’i üzdüğü kadar beni de üzdü. Buna rağmen yine de Buddecke gibi Erich Serno gibi askerleri ülkemize getirebilmişiz. Kitabın görsellerle desteklenen kısımlarından biri de az önce bahsettiğim yapılanmaya bağlı olarak yapılan Buddecke’in kulübesi/çadırıydı.
Bu malzeme sıkıntısından bahsetmişlen Buddecke, ülkenin havacılık anlamında yetersizliğinden de bahsediyor ve bunun sadece saldırı alanında değil savunma alanında da pek farklı olmadığından yakınıyor. Şöyle ki yine kitaptaki resimlerden biri de insan uçaksavarların görselleriydi.
Buddecke savaş öncesi hayalleri ve imkanları olan aklı sürekli havada olan bir gençti. Kuracağı uçak fabrikası için uçaklar tedarik ederken sabaş haberinin gelmesiyle ülkesine dönüyor. Bir emir ile de arkadaşlarından ayrılarak Osmanlı saflarına katılıyor. Bunu şu sebeple anlattım. Bir şekilde ülkelerine dönerken yanında Nieuport uçağını da getiriyor. Savaşta iken bu uçaklardna düşürmek üzere iddialaşmalara başlıyorlar. Bu belki de Buddecke için çok zordu ama savaş bunu gerektiriyordu. Belki de insanın hayallerini yok etmesi gerekir, ülkesi için…
Babam anlatırdı; askerde iken mermiler eğitim için fazla kullanılmak istenmediğinden şarjörün aşağıda kalan kısımlarına söğüt dalı yerleştirilirmiş. Babam onunla aynı dönemlerde askerlik yapmamış olsa da Buddecke de uçağının mahmuzunun kurulması üzerine yerine söğüt dalı takmayı kutarıcı bir çözüm olarak buluyor.
Türklerin onurlandırma anlayışından olsa gerek ülkeye gelen Alman pilotlar için Şahin derlermiş. Buddecke de anılarını sanırım bu yüzden El-Schahin adı altında kaydetmiş.
Kitabın sonlarına doğru Buddecke, Türklerin misafirperverliğini İzmir, Afyon, Isparta yolculuğu ile tanık olduklarıyla anlatırken Türk Hamamını denemeden de geri dönmemiş.
Batı cephesinde 18 uçaklık bir İngiliz hava birliğini geri püskürtmek için havalanan yedi uçaklık bir avcı birliğinin komutanı iken dikkati kendi üzerine çekerek liderini ve takım arkadaşını korudu. Bu esnada kalbine isabet eden bir kurşunla hayata veda etti.
Buddecke tarafından İzmir’de bulunduğu sıralarda yazılan bu anıları bir izin sırasında babaevinde bitirlmiş. Babası tarafından da Buddecke öldükten sonra yayınlanmış. Bu anıyı da Türkçeye çeviren Bülent Erdemoğlu’na teşekkür ederim.
Çanakkale cephesinde ve Ege hattı boyunca havada yaşananları merak ediyorsanız bu kitap merakınızı giderebilir, yeni okumlara yelken açabilir.


Bir yanıt yazın