Kardeşim İstanbul’daki yarı maratonu bitirdikten sonra öncesinde de yaptığı gibi etkinlikleri ve yarışmaları takip ediyordu. Samsun’a geldiğinde bir baktık ki 19 Mayıs etkinlikleri içinde Granfondo vardı. Elimizdeki bisikletlere baktık sonra şartlara baktık. Katılmak için yapmamız gereken tek şey 1500₺ idi. Sağlık raporu ve bisiklet lisansı da yazıyordu ama sonradan gerek olmadığını öğrendik. Ben almış bulundum.
Haftasonu bisikletleri bir kontrol ettik. Kitleri teslim aldık. Akşam biraz sürdük. Ne muhteşem bir hazırlık değil mi? Kardeşim koşuda kullandığı ekipmanları kullanacaktı. Ben de kendime tayt ve şort aldım. 75km’yi eşofmanla sürsem uzun vadede karşılacağım sorunlarla yüzleşeceğimi tahmin etmiştim. Neyse ki tayt çok rahat geldi sorun olmadı.
Yarış günü evden bisikletlerle alana doğru sürdük. Bulunduğum şehirde böyle bir organizasyonun olması harika. Yarışmacıların çoğu şehirdışından gelen ekiplerdi. Ferdi olarak da gelenler vardı. Start-finish alanında ufak ufak sürüşler yapan ekipler vardı. Biz de onlarla birlikte biraz sürüp etraftaki yarışmacıları ve ekipmanlarını süzdük. Kardeşimde Kron XC100 bende ise Kron Tetra Man 3.0 vardı. Gerçekten muhteşem bir ikili.

Yarış start aldığında biz en sonlardaydık. Kalabalığa girmek istemedik, uzak da kalmadık. Tabi Batıparkı geçtikten sonra gruplardan koptuk. Birkaç kişi tek başına sürer olmuştuk. Yaptığımız planlarda iki kişi birlikte sürüp birbirimizi dinlendire dinlendire sürmek vardı ancak böyle bir şey pek olmadı. Kardeşim dağ bisikletiyle fazlasıyla zorlandı. Onu geride bırakmak zorunda kaldım. Bırakmasam da olurmuş aslında ama pek tecrübe edemedik birlikte sürmeyi. Ben biraz da geride kalmaktan endişe etmiştim.
Yarışın başlamasıyla başlayan rüzgar 75km boyunca her dakika bizi zorladı. Ondokuzmayıs ilçesine geldiğimde yiyecek istasyonunda duraklamadım. Oradan sonra beni bir kişi daha geçti. Ondan sonra bitişe kadar aynı tempoda devam ettim. İlçe turu bittikten sonra dönüşte yiyecek istasyonunda duraksadım. Kitin içinde verdikleri limonlu karışımı ikinci su şişeme döktüm. Birden köpürdü ve taştı. Bir ölçek o paketin tamamı değilmiş sanırım. Diğer şişeme taşmayan kısmı ekleyip yola devam ettim. Arada gidona yattım, arada dik sürdüm, bazen sprinte çıkmak istedim ama 14. vites üstüne çıkamadım. 10. viteste ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordum. Bir ara otobüs yanıma yaklaşıp binmek isteyip istemediğimi sordu. Devem edebiliyorsam edebileceğimi söyledim. Güvenlikten sen sorumlusun o halde deyip yoluna devam etti. Bu şekilde bitişe kadar yaklaştım. Bu sırada Türk Yıldızları gösterisi başlamış ve üstümüzden kırmızı beyaz boyanmış F-5’ler geçiyordu. Batıpark sonrası liman girişinde saatimi kontrol ettiğimde 12.30’a yaklaşıyordu. Bu süreyi geçmemem gerektiğini düşünerek sonlara doğru biraz zorladım. Sonuç olarak 3:13:19 gibi bir süreyle kısa parkuru tamamlamış oldum. Kardeşim de 3:40:27 süreyle bitirdi. Sıralama linki



Ben onu beklerken dinlenmiştim. Kitle gelen kartları kullanarak yemeklerimizi aldık. Biraz dinlendikten sonra finisher madalyalarımızı alıp evin yolunu tuttuk.

Etkinlik harikaydı. Güzel bir deneyimdi. Kendi sınırlarımı keşfetmiş oldum. Yarışı bitirdiğimde fazla yorulmadığımı düşündüm ama kendimi zorlasam da sonuç pek değişmezdi. Şehir bisikleti ve görece kalın bir tekerle ilk yarış için üzmeyen bir sonuç oldu. Bu yaz düzenlenecek granfondolara şehir bisikletimi sattıktan sonra bir gravel bisiklet alıp katılmayı düşünüyorum. En azından rekabet ortamına biraz olsun giriş yapmış olurum diye düşünüyorum.

Bir yanıt yazın